Küçükkuyu Tanıtımı

Mitolojik tanrılarının balayılarını geçirdiği, Afrodit'in Hermes'le aşk yaşadığı, Paris'in Helena'ya aşkını sunduğu zümrüt taçlı efsanevi İda (Kaz) Dağı'nın eteklerindeki Küçükkuyu…

Küçükkuyu, Altınoluk'a 10 km uzaklıktadır. Aynı zamanda Assos'a yakın olduğu için turistlerin ilgisini çekmektedir. Her yıl binlerce turist gelen Küçükkuyu'da geçim daha çok balıkçılık ve zeytincilik ile sağlanmaktadır.

Küçükkuyu kumsalı, plajları, sessiz güzelliğiyle dinlenme için seçilebilecek en doğru yerlerdendir. Küçükkuyu, Doğal güzellikleri, denizi, deniz ürünleri, şifalı suları ve bitkileri, temiz havası, taş yapıları, tarihi değerleri ve tabii ki zeytin-zeytinyağları ile turizm alanında atılım yapma potansiyeline sahip kapasitesi ile Edremit Körfezi'nin ve dünyanın gizli turizm cennetlerinden bir tanesidir.

Küçükkuyu'nun temiz denizi ve şirin bir balıkçı limanı var. Balığı her zaman bol. Güzel motelleri ve düzenli yapılanması ile dikkat çekiyor. Dünyanın en nefis, düşük asitli ve kendine has güzel kokulu zeytinyağı bu bölgede yetişen zeytin ağaçlarından çıkar.

Küçükkuyu'nun körfeze hâkim iki köyü vardır. Ama köy biraz farklı normal köylere hiç benzemiyor. Nedeni ise Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan bu köyler, Rum ve Türk kültür izlerini taşıması ve orijinal taş yapısıyla yerli ve yabancıların dikkatini çekmesinden dolayı özel bir konuma getirilmiştir. Köyler, doğal dokusu, dağ ve denizin muhteşem uyumlu ahengi sayesinde turizm açısından gelecek vaad ediyor.


Şifalı sularında derman aramaya gelenlerle dolup taşan kaplıcalar rivayete göre Afrodit tarafından bulunmuş. Tanrıça Afrodit tarihte bilinen ilk güzellik kraliçesidir. Cüzam hastalığına yakalanarak güzelliği kaybolan Afrodit, Tanrı Zeus tarafından yanından uzaklaştırılır. İda Dağı'nda gezerken bir kurdun suyun çıktığı mağaraya girdiğini görür. Buradan çıkan 42 derecelik şifalı sularda her gün yıkanan Afrodit cüzamdan kurtularak eski güzelliğine yeniden kavuşur.

Küçükkuyu'ya hayat veren Mıhlı Çayı cömertçe sergilediği doğal güzellikleriyle mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir. Bölgeye giden yolun 5 km sonrasında karşınıza çıkan Başdeğirmen mıntıkası ünlü bir mesire yeridir. Mıhlı Çay'ının bereketi toprağa öyle yaramış ki, ağaçlardan gökyüzü görünmüyor.
 
Burada Rumlardan kalma bir değirmen var. Suyolları ve taşları aynen muhafaza edilen değirmen restore edilmiş. Roma döneminden kalma kemerli bir köprü de bu değirmene eşlik ediyor. Değirmenin bir kaç km sonrasında yüzülebilecek ölçülerde harika bir gölet ve bu gölede akan harika şelaleler bulunmaktadır.


MIHLI ÇAYI
Kaz Dağlarından denize inen çok sayıda çaydan biridir Mıhlı Çayı. Mıhlı çayı üzerindeki tek geçiş noktası baş değirmen köprüsüdür. Osmanlı döneminde Edremit'ten Behramkale'ye doğru uzanan ve Narlı'dan geçen taş döşeme yol üzerindedir. Kesme taştan inşa edilen ve oldukça zarif bir kemeri olan köprünün uzunluğu 15m, genişliği ise 1.5m'dir. Bu köprü Romalılardan kalma Truva'ya giden antik yolun tek geçiş noktasıymış. Köprünün hemen yakınında Narlı köyüne ait Rumlardan kalma Başdeğirmen bulunmaktadır. Çay boyunca kademe kademe irili ufaklı şelaleler ortaya çıkıyor. Yüzülebilir çap ve derinlikte gölcüklerle karşılaşılması hiç de şaşılacak bir durum değildir. Çay üzerinde Başdeğirmen Köprüsünden sonra Ağlayan Priamos'a ulaşılabilir. Muhteşem manzara eşliğinde oluşan gölde yüzülebilir.


AĞLAYAN PRİAMOS
Körfez'i boydan boya çevreleyen ve antik çağlardaki adı “İda” olan Kaz Dağları, mitolojide önemli sayılabilecek olaylara tanıklık etmiştir. Paris, Troia Kralı Priamos'un en küçük oğludur. Annesi Hakabe, Paris'i doğurmadan önce bir düş görür. Düşünde karnından çıkan bir alev Troia surlarını sarmakta ve alevler tüm kente yayılmaktadır.

Gördüğü düşü çevresindekilere anlatınca; yeni doğacak çocuğun kenti yıkıma sürükleyeceği yorumunda bulunurlar. Bunun üzerine doğan bebek babası Kral Priamos tarafından İda Dağı'na bırakılır. Paris, artık bu dağda ölüme terk edilmiştir. Ancak dişi bir ayı bebeği emzirir. Bir süre sonra da, bir çoban Paris'i bulur ve büyütür. Paris, büyüyüp yakışıklı bir delikanlı olunca şehire iner. Bir vesile ile Zeus, Paris'i hakan tayin eder.

Daha sonra Paris, Sparta Kralı Menelaos'un karısı Helene'yi kaçırınca on yıl sürecek olan kanlı Troia Savaşı'nın çıkmasına sebep olur. Paris'in annesinin gördüğü düş gerçekleşmiş ve Troia, bu savaşlar sonunda yıkılmıştır.”

Ziyaretçi: Bugün: 5 | Bu Ay: 126 | Tümü: 39690

btn facebook